Eşik: Bu Seçim Laiklik ve Hak Temelli Cinsiyet Eşitliği Politikalarının Oylanacağı Bir Seçim Olacaktır

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Yeniden Refah Partisi ve HÜDA-PAR’ın Cumhur İttifakı’na katılmasıyla “kadın haklarına açık saldırı olan bir ittifak” oluşturulduğunu belirterek “6284 sayılı yasayı korumak isteyen AKP’li eski ve yeni aile bakanları ile üst düzey siyasetçi kadınların ciddi saldırılara uğraması toplumda şok yarattı. Kendi İslam anlayışına uymayan fikirleri nedeniyle Müslüman feminist Konca Kuriş’i işkenceyle katleden Hizbullah’ın uzantısı partinin ittifaka alınması ise tüm kadınların ürpermesine yetti” açıklamasını yaptı. EŞİK, siyasi partilere listelerinde kadın adaylara erkeklerle eşit sayıda yer vermeleri çağrısı yaparak “Bu seçim aynı zamanda laiklik ve hak temelli cinsiyet eşitliği politikalarının oylanacağı bir seçim olacaktır” görüşünü dile getirdi.

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Yeniden Refah Partisi ve HÜDA-PAR’ın Cumhur İttifakı’na katılmasıyla 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun üzerinde başlayan tartışmalara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

“Bu seçimlerde Meclis’te eşit temsilin sağlanması için; kadınların erkeklerle eşit sayıda, listelerin seçilebilecekleri yerlerine yerleştirilmesi, fermuar sisteminin uygulanması ve kadın adayların kampanyalarının parti bütçelerinden desteklenmesi her zamankinden daha kritik bir zorunluluktur. Bununla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği seçim çalışmalarının merkezine alınmalıdır; çünkü bu seçim aynı zamanda laiklik ve hak temelli cinsiyet eşitliği politikalarının oylanacağı bir seçim olacaktır.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ, LGBTİ+ VAROLUŞ VE KADIN HAKLARINA AÇIK BİR SALDIRI OLAN BİR İTTİFAK OLUŞTURULDU”

Geçtiğimiz günlerde, Yeniden Refah Partisi (YRP) ve HÜDA-PAR, iktidar bloğunu oluşturan Cumhur ittifakına katıldı. İktidarın kadın karşıtı politikaları herkesin malumu iken, siyasal İslam’ın kadın düşmanı iki aşırı ucu ile, siyasi programı İstanbul Sözleşmesi, LGBTİ+ varoluş ve kadın haklarına açık bir saldırı olan bir ittifak oluşturuldu. İttifaka yeni katılanlar, bu saldırılar için oy istediklerini açıklamaktan çekinmediler.

“YENİDEN REFAH PARTİSİ’NİN 30 MADDELİK İTTİFAK ŞARTLARINDAN 5’İ DOĞRUDAN, BİRÇOK MADDESİ DE DOLAYLI OLARAK KADIN HAKLARINA SALDIRI İÇERİYOR”

Yeniden Refah Partisi’nin 30 maddelik ittifak şartlarından 5’i doğrudan, birçok maddesi de dolaylı olarak kadın haklarına saldırı içeriyor. Kadınları ve kız çocuklarını şiddete karşı koruyan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasaya, çocukları cinsel istismar ve sömürüden koruma amaçlı Lanzarote Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere, karma eğitime karşı çıkan; kadınlarla ilgili tüm yasalarda kadın kelimesi yerine aile kelimesinin yerleştirilmesi gibi YRP talepleri küçük rötuşlarla kabul edildi. Oylarına talip oldukları kadınlar da dahil bütün kadınları açık hedef haline getiren ittifak şartlarının kabul edilmesi, özellikle 6284 sayılı yasayı korumak isteyen AKP’li eski ve yeni aile bakanları ile üst düzey siyasetçi kadınların ciddi saldırılara uğraması toplumda şok yarattı. Kendi İslam anlayışına uymayan fikirleri nedeniyle Müslüman feminist Konca Kuriş’i işkenceyle katleden Hizbullah’ın uzantısı partinin ittifaka alınması ise tüm kadınların ürpermesine yetti.

“LAİKLİK KARŞITI BU İDEOLOJİNİN TOPLUMLARI NEREYE SÜRÜKLEYEBİLECEĞİNİ, ORTADOĞU’DA İŞİD, AFRİKA’DA BOKO HARAM, AFGANİSTAN’DA TALİBAN, İRAN’DA MOLLA REJİMİ BÜTÜN DÜNYAYA, EN ÇOK DA TÜRKİYE’YE GÖSTERMİŞTİ”

Böylelikle, ülkenin içine sürüklendiği rejim değişikliği hevesinin ilk hedefinin, kadın haklarını ve toplumsal cinsiyet eşitliğini yok etmek olduğu bir kez daha ortaya döküldü. Kadınları erkeklerin hizmetkarı olarak gören eşitlik ve laiklik karşıtı bu ideolojinin toplumları nereye sürükleyebileceğini, Ortadoğu’da İŞİD, Afrika’da Boko Haram, Afganistan’da Taliban, İran’da molla rejimi bütün dünyaya, en çok da Türkiye’ye göstermişti aslında. Seçime, kadınların kazanılmış haklarını, kaynağını laiklikten alan Medeni Yasa’yı ve bir bütün olarak kadın erkek eşitliğini tamamen devre dışı bırakma niyetini beyan eden bir ittifak ile gidiliyor. Bu ittifak, bugün artık dünden de ağır biçimde, erkeklere hizmet ve itaat dayatmasına itiraz eden kadınlara ve varlıkları bile tehdit olarak kodlanan LGBTİ+’lara yönelik ciddi bir can güvenliği sorunu haline gelmiştir. Zaten göstermelik biçimde uygulanan 6284 sayılı yasanın yeniden ve en üst düzeyde tartışmaya açılması, seçimlerin yapılmasına, yasanın değiştirilmesine bile gerek kalmadan bugünden yasayı daha da etkisizleştirmiştir. Kolluktan yargıya, yasayı uygulamakla yükümlü mekanizmalara çoktan yerleştirilmiş olan eşitlik karşıtlarını, yasayı uygulamamaları için daha da cesaretlendirmiştir. Yeniden yükseltilen nafaka karşıtlığı nedeniyle ülkenin birçok yerinde, yasaya açıkça aykırı olduğu halde, herhangi bir yasa değişikliği beklenmeden 1 yıllık, 2 yıllık toplu nafaka kararı veren mahkemelerin sayısı artmıştır.

“MİLYONLARCA KADIN SESSİZCE KENDİ HAYATLARINDA DİRENİYOR, BİNLERCESİ İSE ÖRGÜTLÜLÜKLERİ İÇİNDE BU GİDİŞATA KARŞI ORTAK DİRENİŞE KATILIYOR”

Bugün şiddete maruz bırakılan veya şiddete tanık olan her kadın, 6284 sayılı yasa etkin uygulanmadığında ne olduğunu, tümden yok edildiğinde ne olacağını çok iyi biliyor. Boşanmak isteyen kadınlar, nafakasız kalacağını ya da canından olacağını biliyor. Milyonlarca kadın sessizce kendi hayatlarında direniyor, binlercesi ise örgütlülükleri içinde bu gidişata karşı ortak direnişe katılıyor. Kadınların bu direnişi, ülkeyi bir bütün olarak tehdit eden; bütün kaynaklarına el koyma, bütün kurumlarını yıkma, insanını haklarından mahrum ederek ve yoksullaştırarak tahakküm altında tutma siyasetinden çıkışın da güvencesidir. Bu nedenle, kadınlar atama ya da seçimle gelinen tüm mekanizmalarda eşit temsili ve ülkeyi birlikte yönetmeyi istiyorlar. Eşit temsil bir lütuf değil, kadınların eşitlikçi yasaların uygulanması için gösterdikleri çabanın, yıllardır sergiledikleri kararlı direnişin hakkıdır.

“KADINLAR BUGÜN YÜZYILLARDIR DEĞERSİZLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILAN BU EMEĞİN EŞİT PAYLAŞILMASINI, SOSYAL DEVLET KAPSAMINDA KAMUSALLAŞTIRILMASINI İSTİYORLAR”

Haklarının gasp edilmesinden çocuk istismarına, doğanın talanından emek sömürüsüne, her türlü direnişte en önlerde yer alan kadınlar, sadece kendi haklarını değil bir bütün olarak hayatı savunmaktadırlar. Tarih boyunca tohuma, toprağa, ağaca, evcil hayvana, çocuğa, savaşa gidemeyen yaşlıya, engelliye hastaya sahip çıkan, koruyup kollayan, doyuran kadınlar hayatı üretmekteydiler. Tıpkı günümüzde Covid-19 salgınında, salgının kendisi kadar ağırlaşan bakım yükünü ve 6 Şubat depremlerinde çadırlarda, konteynerlerde daha da ağırlaşan bakım yükünü üstlenerek hayatı üretmeye devam ettikleri gibi. Kadınlar bugün yüzyıllardır değersizleştirilmeye çalışılan bu emeğin eşit paylaşılmasını, sosyal devlet kapsamında kamusallaştırılmasını istiyorlar, bunu sağlamanın bir koşulu olarak da eşit temsili hedefliyorlar. Bu bağlamda, temsilde ve atamada eşitlik bu emeğin değeridir ve adil, demokratik bir toplum olmanın ön şartıdır.

“EŞİT TEMSİL KADAR ÖNEMLİ BİR DİĞER KONU, KADIN ERKEK FARK ETMEKSİZİN BÜTÜN ADAYLARIN TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ BAKIŞ AÇISINA SAHİP OLMASI”

Eşit temsil kadar önemli bir diğer konu, kadın erkek fark etmeksizin bütün adayların toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısına sahip olması ve eşitlik politikalarının partilerin ve ittifakların seçim çalışmalarının merkezine konulmasıdır. Eşitliğe dayalı, hak temelli bir toplum kurmak ve demokratikleşmek ideolojik bir süreçtir. 20 yılda yavaş yavaş yerleştirilen eşitlik ve laiklik karşıtlığının yaygınlığı, köklü ve cesaretli değişim adımlarını zorunlu kılmaktadır. Güçlü bir meclis ve demokrasi isteniyorsa eşitlikçi politikaların bütünlüklü olarak merkeze alınması, gündelik siyasetin kolaylaştırılması uğruna temel hedeflerinden şaşılmaması gerekir. Örneğin Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’nın kurulması, İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması gibi hedefler başat konumdadır ve kadın erkek herkesin sahip çıkması gerekir.

“ASIL BÜYÜK İTTİFAK, AYRIMCILIĞIN, ŞİDDETİN ACISINI BİLENLER OLARAK EŞİTLİK HAYALİNDE SESSİZCE BULUŞAN MİLYONLARCA KADININ İTTİFAKIDIR”

En büyük ittifak, kadınların eşitlik ortak hedefinde çoktandır kurdukları ittifaktır. Kadınlar laik, demokratik, insan ve doğa haklarına saygılı, barışın hakim olduğu bir ülkede; özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamak amacında buluşmaktadır. Ayrıştıran faktörlere büyük ölçüde direnen Türkiye kadın hareketi, eşitlik yönündeki kazanımları elde ederken de bu kazanımları savunurken de ortak hedefte buluşmayı eksikleri ve zorlukları ile birlikte genel olarak başarıyor. Asıl büyük ittifak, ayrımcılığın, şiddetin acısını bilenler olarak eşitlik hayalinde sessizce buluşan milyonlarca kadının ittifakıdır. Bunu gözden kaçıran siyaset toplumun nabzını kaçırmış olacaktır.

“EŞİT TEMSİL VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ, BİR ÜLKENİN DEMOKRASİSİNİN DEMOKRASİ OLUP OLMADIĞINI BELİRLEYEN ÖNEMLİ GÖSTERGELERDENDİR”

Seçim anketleri kadar önem verilmesi gereken, şiddetle mücadele ve kadın erkek eşitliğine verilen toplumsal desteği ölçen Kadir Has Üniversitesi 2022 TCE raporu, KONDA Araştırma, Siyasette Kadın Temsili Araştırması gibi çeşitli sosyal araştırmalar, eşitlikçi politikalara verilen yüksek toplumsal desteği somut olarak ortaya koymaktadır. Eşitlik için en etkin çabayı göstermekte olan kadın hareketinin adaylarına alan açan her parti, toplumun bütününe demokrasi konusundaki samimiyetini de göstermiş olacaktır. Eşit temsil ve toplumsal cinsiyet eşitliği, bir ülkenin demokrasisinin demokrasi olup olmadığını belirleyen önemli göstergelerdendir.

“BU ÜLKENİN BİR KADIN-ERKEK EŞİTSİZLİĞİ SORUNU VARDIR VE ÜLKENİN SÜRÜKLENDİĞİ DİĞER ACİL SORUNLARLA EŞDEĞERDE ACİL VE ÖNEMLİDİR”

Bu ülkenin bir kadın-erkek eşitsizliği sorunu vardır ve ülkenin sürüklendiği diğer acil sorunlarla eşdeğerde acil ve önemlidir. Kadın hareketi bu sorunun çözümü için 40 yıldır gösterdiği çaba ile kurucu gücünü ortaya koymuştur. Ülkenin ikinci yüzyılına girerken bu çabanın eşit temsille önünün açılması sonucunda hem siyaset kurumları hem de ülke kazanacaktır. Eşitlik mi? Esaret mi? sorusunun sandıkta verilecek yanıtı sadece kadınların değil bütün toplumun bundan sonra nasıl bir ülkede yaşayacağını belirleyecektir.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir